Kırmızı Etin Faydaları

Et yemeden doyduğunu hissetmeyenlere ithaf ettiğim bu yazımda faydalarına geçmeden önce gereğinden fazla miktarda ve sağlıksız pişirme yöntemleriyle tüketilen kırmızı etin yarardan çok zarar verdiğini hatırlatmak isterim. Tavanızı yıkarken de anlıyor olmalısınız. Yüksek sıcaklıkta pişirilen ette oluşan Heterosiklik Aminler (HCA) ve Polisiklik Aromatik Hidrokarbonlar (PAH) Dünya Kanser Araştırma Fonunun (WCRF) çalışmasında da bahsettiği gibi kolon kanseri oluşumunun başlıca nedenidir. Ancak miktara dikkat ederek bu riskin üstesinden kolaylıkla gelebilirsiniz.

 

Kırmızı Etteki Yüksek Omega 9, Omega 6 ve Omega 3 İçeriği

Sandığınızın aksine kırmızı et demek kolesterol demek değildir. Kırmızı etin %50 ‘si başka bir deyişle sığır ve kuzu kas içi yağ asitlerinin yarısı doymamış yağ asitlerinden oluşur.

Başlıca omega-9 sonrasında omega-6, omega-3 ve alfa linolenik doymamış yağ asitleri kaynağıdır. Ilımlı miktarda görünür yağı az tüketilen kırmızı et toplam kolesterol, TG (trigliserit) ve LDL (düşük dansiteli lipoprotein) değerlerinizi düşürür (Beauchesne-Rondeau et al., 2003). Kanın palatelet oranını arttırarak damar tıkanıklığına zemin hazırlamaz (Li et al., 1999).

 

Neden Az Yağlı Kırmızı Et

Balıkta da bulunan faydalı yağ asitlerini kırmızı et de içerir. Kırmızı et içeriğindeki ALA, PUFA, EPA, DPA ve DHA elzem yağ asitleri sayesinde kalp sağlığınızı geliştirir ve korur (Mann et al., 2006; Siddiqui, Harvey, & Zaloga, 2008). Ancak etin bu içeriğe sahip olması için hayvanın otluyor olması gereklidir (Aurousseau, Bauchart, Calichon, Micol,& Priolo, 2004; Enser et al., 1998; French et al., 2000; Ponnampalam, Mann, & Sinclair, 2006). Yani yemle beslenen ne sığırdan kuzudan ne de balıktan bu yararları aynı güçte beklememek gerekir.

 

CLA (Konjuge linoleik asit) Kaynağı

CLA ‘nın asıl kaynağı geviş getiren (inek, koyun, keçi, deve) hayvanların eti ve sütüdür. Konjuge linoleik asitin (CLA) en etkin formu da kırmızı ette bulunur (Chardigny et al., 2008). Faydalı yağ asit içeriğinde olduğu gibi, otlayan hayvanlarda daha yüksek oranda konjuge linoleik asit (CLA) bulunur.

 

CLA (Konjuge linoleik asit) Yararları Nelerdir?

  • Bağışıklık sisteminin daha doğru çalışmasını düzenler (Tricon et al., 2005).
  • Şeker hastalığı (diyabet) riskini düşürür.
  • Obezite riskini azaltır.
  • Yüksek kan basıncı (Hipertansiyon) riskini düşür.
  • Kanserden korunmaya yardımcıdır.
  • Damar sağlığını geliştirir.

 

Başlıca Protein Kaynağı

100g kırmızı et 20g protein içerir. Aynı enerjinin alındığı yüksek protein, düşük karbonhidrat içerikli diyet ile düşük protein, yüksek karbonhidratlı beslenmenin karşılaştırıldığı çalışmada proteinden daha çok enerji alan grupta daha yüksek kilo kaybı gözlenmiştir (Layman, Clifton, Gannon, Krauss, & Nuttall, 2008;Paddon-Jones, Westman, Mattes, Wolfe, & Astrup, 2008). Çalışmada ayrıca yüksek proteinli diyetin daha uzun süren tokluk hissi sağladığı ve kas doku kaybını engellediği vurgulanmıştır.

 

Kan Basıncını (Tansiyonu) Dengeler

Protein tüketimini ılımlı miktarda kırmızı et ile arttıran bireylerin kan yağlarının dengesi bozulmadan kan basınçlarını düşürdükleri gözlenmiştir (Hodgson et al., 2006). Ilımlı miktar ile demek istediğim bireye göre değişir göreceli olduğu için takip sonucu netleşir.

 

Kırmızı Etin Az Tüketimi Demir Eksikliği Anemisi Nedeni

Demir eksikliği anemisi çocuklar ve genç kadınlar başta olmak üzere dünya çapında görülen en yaygın besin öğesi eksikliğidir (Gibson & Ashwell, 2002). Demir minerali vücudumuzda birçok hücresel işlevde kullanılır. Zaten demir minerali hücrelere oksijen taşıyan hemoglobinin yapıtaşıdır. Eksikliğinde halsizlik ve yorgunluk belirtileri kaçınılmazdır.

 

Kırmızı Et Kuvvetli Bir Bağışıklık Sistemi Demektir

Özetle kırmızı et kaliteli yüksek protein kaynağı olmasının yanında B12 vitamini, çinko, selenyum, B vitaminleri ve A vitaminini de yüksek oranda içerir. Zengin içeriği sayesinde vücudun kendini savunması için ihtiyacı olan hammaddeyi sağlar.

Korona Günlerinde Beslenme Nasıl Olmalıdır?

Yeniden merhaba değerli okurlar, yaklaşık 2.5 yıl nereyse her hafta yazılarımı paylaşabildiğim bu büyük aileye tekrar yazıyor olabilmek son derece mutlu edici. Aklımda çok başka konular dolaşsa da COVİD-19’ un tüm dünyanın gündemine oturmasıyla bir süre bu çapta yol alalım. Ne de olsa birden hayatımıza giren bu virüs hakkında daha çok bilgilenmeye ve dikkatli olmaya ihtiyacımız var. Benim bu konuda size sunabileceklerim doğru beslenme ve sağlıklı yaşam tarzı önerileri çerçevesinde olacak.

Zorunlu olmadıkça dışarı çıkmaktan uzak olduğumuz şu günlerde bağışıklık sistemimizi güçlü tutmak için neler yapabiliriz beslenmemizde hangi içeriklere öncelik vermemiz daha önemli hatta ruh halimizin pozitifte kalması için yapabileceklerimiz hakkında önerilerde bulanacağım. Hadi başlayalım

Birinci sırayı dertsiz başımıza dert almamak için günlerdir duymaktan ezberlemiş olabileceğinizden şüphelendiğim kamu spotu önerileri hatırlatarak giriş yapıyorum. En önemli madde bulaşı önlemek için teması azaltıp izole kalmak çünkü güçlü bir sağlık alt yapımız olsa da ülkemizdeki en güncel rakamlar (16.04.20) 74.193 Covid-19 tanılı vaka, 7.089 iyileşen ve 1.643 vefat eden vatandaşımız var. Koronanın küresel boyutu ise 2.173.432 Covid-19 pozitif hasta, iyileşen 554.786, ölen 146.291 kişidir. Bunun için gerekli olmadıkça dışarı çıkmayın çıkmak zorundaysanız sosyal mesafeyi koruyarak hareket edin, ellerinizi uygun şekilde yıkayın, iyi beslenin, hareketinizi ev içinde olsanız da arttırın, yeterli uykunuzu alın ve psikolojinizi yüksek tutmaya ya da psikolojinizin iyi olması için yapmanız gerekenlere odaklanın. Unutmayın kontrol elimizde bunu değerlendirin.

Bağışıklık sistemimiz aslında kendi içinde benzersiz çalışan bir sistem ancak kendimize yeterince iyi bakamadığımızda zayıflayabiliyor. Öyleyse ilk olarak bağışıklığımızı koruma ve kuvvetlendirmenin yollarına bakalım.

Protein bağışıklık sistemi hücreleri ve hastalığa karşı üretilen antikorların yapı taşıdır. Bağışıklık sisteminin işini yapabilmesi için önerilen günlük minimum protein miktarı kilonuz başına 0.8 gramdır. Ancak günümüzde dikkat çektiğimiz nokta belirli miktarlarda proteine odaklanmak yerine daha sağlıklı protein açısından zengin gıdalar tüketmenin önemini vurgularız. Protein kaynağı olarak hayvansal kaynakların dışında kurubaklagiller, taze kuruyemişler, yağlı tohumlar, sebzeler ve tam tahıllara da beslenmenizde çeşitliliği korumak adına yer vermelisiniz. 90 g ton ya da somon balığı 21g, 90 g hindi yada tavuk 19 g, 180 ml yoğurt 17g, yarım kase pişmiş kurubaklagil yaklaşık 8 g, 1 su bardağı süt 8 g, çeyrek kase karışık kuruyemiş 7 g ve 1 yumurta 6 g protein içerir.

Probiyotikler ve prebiyotikler bağışıklık sistemimizi destekleyen mikrobiyomun yani bağırsak iç yüzeyinin sağlığını koruma ve arttırmaya yardımcı olur. Probiyotik kaynakları yoğurt, kefir, peynir (olgun), başlıca lahana turşusu, sirke ve boza gibi besinlerdir. Prebiyotik kaynakları olarak kurubaklagiller, soğan, sarımsak, pırasa, kuşkonmaz, enginar, hindiba, radika, yer elması, kuşkonmaz, arpa, yulaf, muz, elma, dulavratotu kökü, keten tohumu ve tam tahıllar örnek olarak verilebilir.

Çinko bağışıklık sistemindeki hücrelerin büyümesi ve farklılaşmasına yardımcı olur. Yapılan bilimsel bir çalışmada çinko takviyesinin soğuk algınlığı semptomlarının süresini kısaltabildiği gösterilmiş ancak kesin önerilerde bulunmadan önce daha fazla çalışmaya gerek olduğu vurgulanmıştır. Fasulye, nohut, mercimek, kuruyemişler, yağlı tohumlar, midye, yengeç gibi kabuklu deniz ürünleri, kırmızı et, hindi tavuk gibi kümes hayvanlarının özellikle koyu renk eti ve yoğurt çinko açısından zengindir.

C vitamini hastalık ile savaşan antikorların kandaki seviyesini arttırır. Antioksidan yapılardan olan ve diğer antioksidan vitaminlerin yenilenmesini sağlayarak da bağışıklığı destekler. Vücudun ne tür bir korumaya ihtiyacı olduğunun belirlenmesini sağlayan lenfositlerin farklılaşmasına yardımcı olur. Bazı çalışmalar günlük en az 200mg c vitamini alımının soğuk algınlığı semptomlarının süresini azaltabildiğini gösterir. 200mg c vitaminini beslenmenizde maydanoz, kivi, kırmızı, yeşil biber çeşitleri, brokoli, lahana, karnabahar, kivi, çilek, kabak, portakala yer vererek de sağlayabilirsiniz.

D vitamini bakteri ve virüsler dahil olmak üzere enfeksiyöz ajanları seçici olarak öldüren bir proteinin üretimini düzenler. D vitamini ayrıca parçalayıcı T2 lenfositleri olarak da bilinen beyaz kan hücrelerinin sayısı ve aktivitesinde değişiklik yaparak bakteri ve virüslerin yayılmasını azaltabilir. Kışın azalan güneşlenme süresine bağlı olarak D vitamini düzeylerinde düşme görülür. Bu durum üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan viral enfeksiyonların gelişme riskini arttırabilir. Araştırmalar D vitamini takviyesinin akut solunum yolu enfeksiyonlarına karşı korumaya yardımcı olabileceğini destekler. Somon, sardalya gibi yağlı balıklar, yumurta, D vitamini ile zenginleştirilmiş süt ve mantarlar D vitamini alabileceğimiz yiyeceklerdir. Bu nedenle düşük D vitamini düzeyleriniz var ise takviye edilmesi akıllıca olabilir.

A vitamini bağışıklık fonksiyonunu geliştirmedeki kritik rolü nedeniyle anti enflamatuar (iltihap önleyici) vitamin olarak bilinir ve düzenleyici rol oynar. Vücuttaki epitel ve mukoz bütünlüğünü korumak için çok önemli bir vitamindir. Büyüme ve gelişmeyi desteklemesinin yanı sıra antikorların toksinlere ve yabancı maddelere yanıt vermesine de yardımcı olur. Retinol ve karotenoidler olarak vücutta iki formda bulunur. A vitamini et, balık, kümes hayvanları, tam yağlı süt gibi hayvansal kaynaklarda ve havuç, ıspanak, brokoli, kabak, kavun, kayısı, mango gibi bitkisel kaynaklarda bulunur.

Son olarak sıvı alımı vücudumuzdaki bütün fizyolojik olaylar sıvı ortamda gerçekleşir. Sıvı alımınızın az olması vücut için bir arınma güçlüğü oluşturur. Günlük önerilen sıvı tüketimi kadınlar için 2.7 litre, erkekler içinse 3.7 litredir. Sıvı içeriği yüksek sebze, meyveler, çorba, su, çay vb içeceklerde bu sıvı alımına dahil edilebilir.

 

Diğer yapabilecekleriniz sigarayı bırakmak için belki de en iyi zaman çünkü

Yeni bir dünyaya çıkacağımız şu günlerde

Merhaba, Nasıl Yardımcı Olabiliriz?